Kayıtlar

anksiyete etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Kendi doğama uygun bir yerde yaşam sürüyor muyum?

Korkulu günler yaşadığınızı gösteren mesajlar alıyorum dm’den.. Herşey bitti mi yani? Ayrılanlar gelmez mi? Ailemden biri mi ölecek? Biliyor musunuz biraz yanlış okuyoruz anlamları, aslında gökyüzü bizi bizim sahip olduğumuz özellikler üzerinden tehdit etmek için yapmıyor bunları. Her an orada bir hoca varmış parmak sallıyormuş gibi düşünmeyelim. O yöntemden yorulduğumuzu biliyorum zaten. Öncelikle kadersel olayları değiştiremeyiz. Zayıf halkaları güçlendirebiliriz istersek. Buna bile mecbur hissetmeyin kendinizi olur mu? Bu senin hayat yolculuğun ,çoğumuz yolun yarısını da tamamlamışken ,kimseye zararın yoksa ve seni sağlığından etmeyen bir ortamdaysan sadece zamanını doldurup ,sadece günün keyfine varmakla  duygunu doyurabildiğini düşünüyorsan, tamamsın.. Böyle duru bir şekilde de hayatı tamamlamayı seçebilirsin. Buna hakkın var..  Hayat yolculuğundan mutlu olmayanlara gelirsek gökyüzünün asıl demek istediği; ‘ Bir takım ihtiyaçlarınız var ve giderilmiyor ,siz...

Venüs retrosunda en çok Akrepler ayrıldı..

Resim
“ Memeden koptuk ayrılık acısı başladı. “  😄 Ama öyle.. Başka dilde anlatamam. İlk ayrılık burada başlıyor psikologlara göre. Haset bile oradan, bu içi dolu lezzetli beni hayatta kılan şeyden bende niye yok? 18 ayda hayatı nasıl yaşayacağımızı belirliyoruz anlayacağınız. Dünyayla kurduğumuz ilk ilişki ağız yoluyla, anneyle kurduğumuz ilk ilişki de ‘meme’ yoluyla oluyor. Çok basit gibi görünse de yetişkinliğimizde kurduğumuz sosyal bağlar buradaki anne-meme ilişkimizin nasıl olduğuyla şekilleniyor.  Yeni doğduğumuzda kendimizde tek bir şeyi algılıyoruz o da ağzımız. Ağızdan ibaret gibiyiz o süreçte.   ☺️ Dünya desen bize sadece bir adet meme.  Bebekken sadece (büyük) bir karış el kadar uzağı görebiliyoruz. Tek net olarak gördüğümüz şey de meme haliyle. Bizi dünyada tutacak, hayatta kalmamızı sağlayacak tek şeyin de Anne olduğunu anlıyoruz. Sonra süreç içinde Anne’nin gözlerini, saçlarını, burnunu, ilgisini, sevgisini, yanımıza gelmesini...

Kaygı yaşayan insanların büyük kısmı kibar, ince insanlar...

Resim
Bugüne kadar çeşitli gerekçelerle ( negatif düşünmeyeceğim, şimdi kimsenin tadı kaçmasın, neyse artık bunu da böyle kabul edeceğiz, bir daha canımı sıkarsa son olsun, ne yapsam olmuyor gibi... ) halının altına süpürdüğümüz canımızı sıkan herşey kayıtlı bir şekilde kalıyor. Uzmanlar bunların bizim artık olayı dahi unuttuğumuz bir zamanda başka bir başlıkla ' Kaygı , Panikatak , Takıntı ' hayatımızda yerini aldığını söylüyor. Biz tabii olayı da ,kişileri de unuttuğumuz için veya hiç bir zaman bu duyguların zamanında halının altına süpürdüğümüz duygulardan kaynaklı olduğunu düşünmüyoruz. İçimizi kemirip duran, yıllarca herşeyden hemen kaygı duymamızın nedeni meğer "neyse şimdi bir şey demeyeceğim"lermiş. Halının altına attık onu ama ' Kaygı ' adlı besinle besliyoruz orada farkında değiliz. Şişmanladı. Yedi yedi 1000 kilo oldu. İçimize kussa boğuluruz. Kusuyor zaten. Depresyon çıkarıyor. Buluttan nem kapma çıkarıyor, çare bulamadığımız fobilerimizi çıkarıyo...