Kayıtlar

majeste buyurdu etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Parkorman da değişiyor!...

Resim
İstanbul'da konserlerin ve festivallerin yapıldığı Maslak ve Tarabya arasında yer alan Parkorman değişiyor. Bu tip yeniliklerin en çok bir organizasyon yokken hiç gidip değerlendirmediğimiz yerlerin kıymete binmesini ve oraya hücum etmemizi sağlamasını seviyorum :) Şimdi gider kitaplar okuruz, yürüyüşler yaparız otobüsler kaldırırız. Bu yeni değil cografya insanının geniyle alakalı. Yumurta kapıya dayanmadan; sınava 1 gün kalmadan çalışmaya başlayan kaç kişiyiz? ya da kıymetini bilemediğimiz sevgili yenisiyle giderken geri almak için kırk takla atmayan? :) Gezi Parkı ve Yıldız Parkı'na göre Parkorman çok daha büyük. İnsanları buraya çekmek amacıyla yapılan bu projeyi ben çok sevdim. Videosunu paylaşıyorum çok kısa bence izleyin. Konuya karşı gelenler çıkacaktır mutlaka ama böyleyken hergün orada değiliz! Binalar dikilmedikten sonra ağaçlar kesilmedikten sonra bizim bunları destekliyor olmamız gerekir. Doğasıyla çok fazla oynanmayacaksa, eksiltilmeyecek artırılacaks...

1 Mayıs İşçi Bayramı

Resim
Yıl : 1856 Ülke: Avustralya Şehir: Melbourne Taş ve inşaat işçileri ;günde 12 saat haftada 6 gün çalışma saatlerine karşılık 8 saatlik iş günü için Melbourne Üniversitesi'nden parlamento evine kadar bir yürüyüş düzenlediler. Grevler ve eylemler sürdü. Aradan 30 sene geçti 1889'da ! Mayıs tüm dünyada Birlik, Mücadele ve Dayanışma günü olarak kutlanmasına karar verildi. Zamanla tüm dünya çalışma saatini günlük 8 saat olmak üzere kabullendi. 1 Mayıs işte bu mücadelenin kutlanmasıdır. İşçi ve emekçilerin bayramıdır. Son yıllarda ihmalkarlık yüzünden çok fazla can verildi. Bunları konuşmuyor dahi olmamız gerekirdi. Bugünü sadece bayram gibi kutlayabilmek gerekirdi. Bu sene özellikle ayrı tayinleri çıkan memurlara değinmek istiyorum. 3 yıl, ardından 5 yıl ve bir 5 yıl daha ayrı kalmak zorunda bırakılan ama bir taraftan da bol bol doğurulması öğütlenen işçilerin mağduriyetine. Zorunluluk döneminden sonra bir daha ayrı kalmamaları gerekir. Boşanmaya kadar gidiyor.Anayasanın emred...

Zayıflayınca Ne Olacak?

Resim
Bugün yine Canan Karatay haberiyle uyandık :) Doğal tereyağ, zeytinyağ yiyin kanser manser kalmaz diyordu. Biliyoruz ki Karatay'ın tek şartı ekmek, buğdaya ve şekere dair herşeyin hayatımızdan çıkması. Güzel. Katılıyorum. Uyguladığımda çok işe yaradı. O bilimsel kısmı. Sadece sağlık problemi varsa zaten tedaviyle birlikte kilo verme de başlıyor. Sorun sağlık problemi olmadığı halde alınan kiloda. Nedeni ne? Neyin yerini doldurmaya çalışıyoruz? Ne olacak zayıflayınca? -Sağlıklı olacağım ( o zaman somut bir sağlık problemin var demektir ki önce bunun çözüm yoluna gitmen gerekir) -Özgüvenim artacak ( Aslında özgüvenli olmadığın için kiloyu takıyorsun veya kilo alıyorsun ) Sonuç olarak söylediğin şey aslında kilonun sebebi zaten. Özgüvenin yokluğunu hissetmemek için oraya bir mazaret uyduruyoruz ve ona inanıyoruz. Çözebileceğimiz bir mazeret olmasa da bir umut alıyoruz ve aslında onu çözmeyerek umudu hep saklı tutuyoruz. Yani umudumuzu başka şeye bağlamamız lazım. Çünkü ...

" Çünkü " Harika bir kelime!

Resim
Bugün hayallerin için ne yaptın? Bugün de sadece hayalini kurdum demiyorsun umarım? İnsanın hayallerine giden bir yol var aslında. Sadece tutku eksik. Tutkunla hayalinin aynı şey olup olmadığına karar vermen gerekiyor önce. Hayalleri gerçekleşmeyenler hayaliyle tutkusu aynı olmayıp bunun da farkında olmayanlar. Hayal nedir? İmge. Zihinde tasarlanan, canlandırılan ve gerçekleşmesi istenen şey, görüntü. Resimden ibaret yani... Tutku nedir? Latince hareket,iradeleri, yargıları aşan coşku anlamına gelen 'passio' kelimesinden gelir. Demekki tutkun olmayan şey hayalindeki resimden başka bir şey olamayacak. O yüzden de önce arzulanan şeyin, tutkumuz olup olmadığını anlamak gerekiyor. Bunu anlamanın bir çok yolu olsa da benim en sevdiğim ; bana hiç para verilmese 7/24 çalışmak zorunda kalsam neyi yapmaktan bıkmam? sorusunu sormak. İnsan zaten yetenekleri doğrultusunda hayaller kurar ve tutkusu artar. Bugün para kazanmak için yaptığın iş hayalin değilse işten eve gi...

Centilmen dediğin...

Resim
Görgülüdür herşeyden önce. Bu sebepten eğitimli /eğitimsiz olması onu centilmen olmaktan alı koymaz veya centilmen yapmaz.Görgülü insanların çevrelerine gösterdikleri ilgi samimiyet derecesine göre değişse dahi niteliklidir, onların ihtiyaçlarını anlamaya çalışır. Sabırlıdır. Gerçek centilmen kimseyi aceleye sevk etmez. Beklemeyi bilir. Naziktir. Sosyal ortamlarda kapıları açar, partneri oturacağı zaman sandalyeyi tutar, evinden alır evine bırakır. Özel bir randevuda (en azından ilk buluşmada) hesabı asla kadına ödetmez veya hesaba ortak etmez. Buluşma programını ve organizasyonunu kendisi yapar. Kendine güvenir ve rahattır. Dikkat çekmeye çalışmaz. Bakımlıdır, kokmaz. Kıyafetleri temiz görünür, tırnakları kısa ve elleri bakımlıdır. Düşünmeden konuşmaz. Klas olmanın en önemli adımı düşünerek konuşmaktır. Mütevazidir. Davranışlarından, ne yaptığının ,kim olduğunun ,nasıl bir yerden geldiğinin anlaşılacağını bilir, anlatmaz. Dik oturur, ortama ve modaya uygun giyinir. Stili ki...

Elinin hamuruyla icat çıkar!

Resim
Google'a Ümmiye Koçak yazınca titri oyuncu, yazar, çiftçi ve yönetmen çıkıyor. Biz onu Cristiano Ronaldo'yla oynadığı Türk Telekom reklamından tanıyoruz. En azından benim dikkatimi orada çekti, öncesinde haberini hiç duymamışım. Türkiye, kadınları ,en ihtiyacı olduğu şu dönemde daha çok hiçe sayıyor. Sadece yeterli ceza almayan şiddet olaylarından değil, çevremde kadınlara yardım için çeşitli organizasyonlar düzenleyen arkadaşlarımın karşılaştığı sıkıntılardan dolayı daha iyi biliyorum. Ümmiye hanım Mersin'de yaşayan çocukken okuduğu kitaplar ve kurduğu hayallerden yola çıkıp bir tiyatro topluluğu kuruyor,oyunlar çıkarıyor ve iş New York Avrasya Film Festivali'nde "Sinemada en iyi Avrasyalı Kadın Sanatçı" ödülüne kadar geliyor. Ödülünü almaya bile maddiyattan dolayı gidemiyor ayrı... Hanımefendiye hayran kalmakla birlikte sadece enteresan bir profil diye duyuruldu. Tabii demiyorum ki neden duyuruldu ben de hayran kaldım kendisine ama o kadar ilham ...

Bizi ne yoruyor?

Resim
Yıllardır insanı en çok insan ilişkilerinin yorduğu söylenir durur. Doğrudur da ancak eksiktir de... Birilerinin bize takındığı tavır, bir işteki başarısızlığımız, istediğimiz elbiseyi alamayışımız, alsak ta içine giremeyecek oluşumuz :) herkeste olan ama bizde olmayan o en çok istediğimiz şey ( zayıflık , güzellik, zenginlik ,çocuk, eş ,mevkii ) de değil bizi yoran. İnsanı en çok yoran kendidir, insanı kendi içindeki ikilik yorar. O birinin bize takındığı tavır, biz kendimize " bana neden böyle davranıyor ?" demeye başladığımızda yormaya başlar bizi. Bir soruyla bitmez çünkü bu dialog soruların ardı arkası kesilmez kafamızın içinde... Nedenleri listelemeye başlarız hemen, tonlarca da vardır o nedenlerden... Bulacağızya listeyi uzatırız ki mantıklı bir kaç sebep olsun elimizde :) O işteki başarısızlığımız yarım saatten fazla etkilemez normalde bizi. Etkilemez çünkü ilk değil son olmayacak en büyük gerçek bu... ama bunu atlarız. Hemen neyi eksik yaptığımıza bakarız. Hiç...