Kayıtlar

majeste etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Zeka geriledikçe kurnazlık artar !

Resim
Yani mecburen.. e haliyle... hayatta kalma çabası aslında bir noktada kurnazlık, sosyal ortamından dışlanmama savaşı. Tabii aklamaya, ılımlaştırmaya çalışmıyorum. En nefret ettiğim şey zira. Empati de değil yapmak istediğim. Salt ne nedir, nasıl gerçekleşiyor'a odaklandım izliyorum. Zeka; algılama, sorgulama ve ilişkilendirme yeteneği bana göre...literatürde de öyle. Zeki insan bir durum içindeyken veya fikri-kavramı dinlerken, incelerken veya bir nesneye baktığında hızla algılar, hızla sorgulamadan geçirerek objektif bir şekilde olduğu haliyle netleştirir ve çözümlerle ilişkilendirir. Bunları diğerlerine göre daha hızlı ve doğru yapabilen diğerine nazaran daha zeki olmakta. Gerçekçidir. Akıl; algılama aşamasındayken ,sorgulama ve ilişkilendirmeyi kendi ihtiyaçlarına göre yapmaktır. O andaki şartlarda kendi işine en çok yarayacak şekilde, kişiyi tatmin etmesini sağlayacak şekilde çözümler. Akıl da gerçekçidir bir noktada aslında. Ancak daha kendinden yanadır. Zekayı kendi...

Gösterişçi Üretim

Resim
Ben Tarnoff ( teknolojiyle ilgili biri..) The Guardian 'a bir yazı yazdı. Yazıdan etkilendim ama yazı komunizme varacak neredeyse. Asıl noktayı kaçırıyor mu ilgilenmiyor mu bilmiyorum. Konu benim gözümden şöyle; Yeni şatafat; sapkınca çalışmak! Yıllardır bildiğimiz gösterişçi tüketim astar değiştirdi gösterişçi üretim olarak yeniden sahnede. Eskiden ihtiyacı olmayan şeylere bile ne kadar çok para harcayabildiklerini gösterip gösteriş yaparak statü sağlayanların bir çoğu artık ne kadar çok çalışıp oldukları noktaya geldiklerini veya geldikleri göstererek statü gösterişi yapıyor. Üst düzey yöneticiler bugünden itibaren hiç çalışmasalar dahi torunlarının torunlarına yetecek kadar paraya sahip olmalarına rağmen delirmişçesine çalışmaya devam ediyorlar. İşin aslı;zenginler bu yeniliği egolarını kabartmanın yeni bir yolunu aradıkları için çıkarmadılar. Bu yeni trendin amacı emekçi sınıfın yıllardır çalışıp kayda değer bir şey elde edemediği, artık ümitsizleştiği anlamsız h...

HYGGE

Resim
Şu bildiğimiz, bu yılın instagram fenomeni #cosy bu... Danimarka kültürüne özgü bir kavram olan “ Hygge ” Türkçe'ye çevirmesi zor ancak sevdiklerimizle beraber bir şeyler yiyip içerken hissedilen konfor, sıcaklık ve rahatlık olarak açıklanabilir. Samimiyet ve sükunetin bir araya gelmesi... Örneğin tarzı ve havası beğenilen bir mekandan bahsedilirken “hyggeligt”, kişilerden bahsedilirken de “hygge-lig” i kullanıyorlarmış. Üniversitelerdeki Friday bar ortamı da bu alana giriyormuş. Evet hafta sonuna girerken rahatlama barları varmış. Medeniyetler medeniyetler... Arkadaşlar beraber vakit geçirdikten sonra “gerçekten güzel bir gündü” anlamına gelebilecek “det var rigtig hyggeligt” ifadesini kullanırlarmış. İskandinav ülkelerinin soğuk ikliminden kaynaklı bir ihtiyaçmış bence, isabet etmişler :) Ben böyle kavramları seviyorum. Bazı kesimler gibi sert köşelerim yok. Aksine yaşamımıza bunca iş güç ve telaş arasında ne kadar çok hayatı anlamlandırmaya yardımcı kavramlar t...

Kaygı yaşayan insanların büyük kısmı kibar, ince insanlar...

Resim
Bugüne kadar çeşitli gerekçelerle ( negatif düşünmeyeceğim, şimdi kimsenin tadı kaçmasın, neyse artık bunu da böyle kabul edeceğiz, bir daha canımı sıkarsa son olsun, ne yapsam olmuyor gibi... ) halının altına süpürdüğümüz canımızı sıkan herşey kayıtlı bir şekilde kalıyor. Uzmanlar bunların bizim artık olayı dahi unuttuğumuz bir zamanda başka bir başlıkla ' Kaygı , Panikatak , Takıntı ' hayatımızda yerini aldığını söylüyor. Biz tabii olayı da ,kişileri de unuttuğumuz için veya hiç bir zaman bu duyguların zamanında halının altına süpürdüğümüz duygulardan kaynaklı olduğunu düşünmüyoruz. İçimizi kemirip duran, yıllarca herşeyden hemen kaygı duymamızın nedeni meğer "neyse şimdi bir şey demeyeceğim"lermiş. Halının altına attık onu ama ' Kaygı ' adlı besinle besliyoruz orada farkında değiliz. Şişmanladı. Yedi yedi 1000 kilo oldu. İçimize kussa boğuluruz. Kusuyor zaten. Depresyon çıkarıyor. Buluttan nem kapma çıkarıyor, çare bulamadığımız fobilerimizi çıkarıyo...

1 Mayıs İşçi Bayramı

Resim
Yıl : 1856 Ülke: Avustralya Şehir: Melbourne Taş ve inşaat işçileri ;günde 12 saat haftada 6 gün çalışma saatlerine karşılık 8 saatlik iş günü için Melbourne Üniversitesi'nden parlamento evine kadar bir yürüyüş düzenlediler. Grevler ve eylemler sürdü. Aradan 30 sene geçti 1889'da ! Mayıs tüm dünyada Birlik, Mücadele ve Dayanışma günü olarak kutlanmasına karar verildi. Zamanla tüm dünya çalışma saatini günlük 8 saat olmak üzere kabullendi. 1 Mayıs işte bu mücadelenin kutlanmasıdır. İşçi ve emekçilerin bayramıdır. Son yıllarda ihmalkarlık yüzünden çok fazla can verildi. Bunları konuşmuyor dahi olmamız gerekirdi. Bugünü sadece bayram gibi kutlayabilmek gerekirdi. Bu sene özellikle ayrı tayinleri çıkan memurlara değinmek istiyorum. 3 yıl, ardından 5 yıl ve bir 5 yıl daha ayrı kalmak zorunda bırakılan ama bir taraftan da bol bol doğurulması öğütlenen işçilerin mağduriyetine. Zorunluluk döneminden sonra bir daha ayrı kalmamaları gerekir. Boşanmaya kadar gidiyor.Anayasanın emred...

Zayıflayınca Ne Olacak?

Resim
Bugün yine Canan Karatay haberiyle uyandık :) Doğal tereyağ, zeytinyağ yiyin kanser manser kalmaz diyordu. Biliyoruz ki Karatay'ın tek şartı ekmek, buğdaya ve şekere dair herşeyin hayatımızdan çıkması. Güzel. Katılıyorum. Uyguladığımda çok işe yaradı. O bilimsel kısmı. Sadece sağlık problemi varsa zaten tedaviyle birlikte kilo verme de başlıyor. Sorun sağlık problemi olmadığı halde alınan kiloda. Nedeni ne? Neyin yerini doldurmaya çalışıyoruz? Ne olacak zayıflayınca? -Sağlıklı olacağım ( o zaman somut bir sağlık problemin var demektir ki önce bunun çözüm yoluna gitmen gerekir) -Özgüvenim artacak ( Aslında özgüvenli olmadığın için kiloyu takıyorsun veya kilo alıyorsun ) Sonuç olarak söylediğin şey aslında kilonun sebebi zaten. Özgüvenin yokluğunu hissetmemek için oraya bir mazaret uyduruyoruz ve ona inanıyoruz. Çözebileceğimiz bir mazeret olmasa da bir umut alıyoruz ve aslında onu çözmeyerek umudu hep saklı tutuyoruz. Yani umudumuzu başka şeye bağlamamız lazım. Çünkü ...

Dünyanın en güzel makyajı " Gülümsemek "

Resim
Bugün bir yerde okudum; eğer siz de benim gibi ara sıra ( belki de sıklıkla ) suratınızın asıldığını fark ediyor ve buna üzülüyorsanız bunun için bir formül bulmuşlar; her an, birinin bir yerden fotoğrafınızı çekip ne kadar asık suratlı bir insan olduğunuz başlığıyla en çok okunan gazetelerde, en fazla insanın geçtiği caddelerdeki billboardlarda veya televizyondaki bir belgeselde " en itici insanlar " adı altında yayınlatacağını düşünün denmiş. :) İlk başta çok tehditkar bulmama rağmen uygulanabilecek bir tutum gibi de geldi bana. Neticede hayatınızda o gün bir kayıp yaşamadıysanız , bir felaketten kıl payı kurtulmadıysanız ( ki kurtuluşunuzu anımsayıp gülmek de olası) ne olabilir ki bu kadar asık bir suratla yürüyeceksiniz. Kadın olarak bütün gün daha güzel nasıl görünebilirim, bugün işimde satış kotama nasıl ulaşabilirim diye endişeyle geçirilmiş her dakika tümüyle kayıp onu bilelim artık. Gülümsemenin hedeflediğiniz bütün satışları getirebileceğinden emin olabili...